Hayır ama bu tür şeylerin placebo etkisi üzerinde durabiliriz

Şaka bir yana placebo denen olay da tamamen telkinle ilgilidir. Aslında kandırılan şey vücut değil, bu onu yöneten bilinç altını etkileme işi. Placebo ilaçlar bir yana bir rahatsızlık için üretilen "sahici" ilaçların bile çözümsüz kaldığı durumlarda fayda veren uygulamalar bence göz ardı edilmemelidir.
Şunu hep söylüyorum işin geyik kısmı o kadar önemli değil, insanlar fantastik açıklamalar getirmeyi seviyorlar, ama bu uygulamaların placebo etkisi gerçek ilaçların biyolojik etkisini aşıyorsa, sırf mantıklı açıklama getirelemediği için göz ardı etmek gerekir mi?
Bence bu tür uygulamaları bir ayrıma tabii tutmak gerek. Aslında bilimsel olarak araştırılmamış olmakla birlikte psikolojinin konusuna yakın uygulamalarla, parapsikolojiye yakın olanları aynı gözle değerlendirmek yanlış olur düşüncesindeyim.
Astral seyahate dönecek olursak, gerçekten böyle bir durum varsa, eğlenceli bir deneyim olurdu diye düşünüyorum. Ama hala bu konuda şüpheliyim. Hala kişinin kendi kendine yarattığı halisünasyonlarla ilgili olduğunu düşünüyorum ki otohipnoz denen olay buna dayanır. HAyatınızda yaratmak istediğiniz şeyi önce kafanızda canlandırısınız, buna yaratıcı imgeleme deniyor, yeterli konsantrasyonla bu imgelemler bilinç altına gerçekmiş gibi yansıtılabiliyor.
Basit bir örnek vereyim NLP dediğimiz kişisel gelişim tekniği Ericsonian hipnoza dayanır, örneğin ders çalışmakla ilgili sorun yaşıyorsunuz, bunun üstesinden gelmek istiyorsnuz, kendinizi ders çalışırken hayal edip bu hayalin gerçekçi olmasına çaba gözterirsiniz, hipnoz sırasında derin trans halinde bu hayal bilinç altına gerçek gibi görünür (aslında bilinç altımız gerçekle hayali ayırt edemez)
Transtan çıkıp normal hayata döndüğünüzde bilinç altınız bunu öylesine benimsemiştir ki artık ders çalışma konusunda sorununuz kalmamıştır. Bu uygulama, konsantrasyon, motivasyon, çeşitli hastalıkların tedavisi ve diğer kişisel gelişim konularında uygulanıyor.Tabii burda çok basite indirgeyerek anlattım. Olay her zaman böyle bir anda ve mucizevi gerçekleşmiyor.
İşte diğer şifa tekniklerinin de buna benzer bir mantıkla işlediğini düşünüyorum.
Telkin bilimin babası sayılan Emile Coue istenen değişimi transa ihtiyaç duymaksızın başarıyordu. Sadece telkinle binlerce insan iyileştirmiştir. Kendisi bir eczacıydı ama ilaç kullanmayı sevmezdi. Lokal ağrıların giderilmesi için verdiği reçetelerden birisi de ağrıyan bölgeye elinizi koyup aklınızdan hızlı hızlı iyiyim ya da sağlıklıyım tarzı olumlu kelimeler tekrarlamanızdı. İşte bunun reiki uygulamasından pek de bir farkı yok. Odaklanma ve kendi kendine telkin.
Emile Coue'nin telkin kalıpları halen hipnoterapistler tarafından kullanılır.
En ünlü telkini ise "Her gün her yönden daha iyiye gidiyorum" dur. (Geceleri yatarken ve sabah uyanır uyanmaz, hızlı hızlı 20 defa tekrar edin, bir kaç hafta sonra tekrar görüşelim:)
Freud da bir dönem ciddi olarak hipnoz tekniğiyle çalışmıştı, ama sonraları nedense bundan vazgeçti (nedeni biliyorum da burada anlatmak uzun sürer, meraklılar googledan araştırabilir) ve psikoloji de serbest çağrışım yönetmini icat etti. Hipnoza göre çok daha karmaşık ve ağır işleyen bir sistem. Bu uyglumayı Freud değil de sıradan biri ortaya atsa ne kadar bilimsel bir teknik değeri görürdü bilemiyorum. (Bir şarkısın sen Freud:)
Bu bana İbn-i Sina'nın nereden okuduğumu hatırlayamadığım bir sözünü getiriyor "Hastalığın başlangıcı biyolojiktir ama iyileşmesi daha çok psikolojiktir."
Uzun uzun, karmaşık karmaşık anlatılabilir, aslında karmaşık olduğu kadar eğlenceli bir konudur da.
Burada keseyim. Pragmatistsem günahım ne